|
Hayatını adadığı özgürlük ve adalet mücadelesiyle tarihe geçen
Mandela'nın, Dünya Gazeteciler Birliği'nin (WAN) Cape Town'daki
toplantısında konuşması bekleniyordu. Önümüzdeki ay 90 yaşına
girecek olan Mandela, sağlık nedenleri yüzünden toplantıya
katılamadı. Böyle olunca gazeteciler de onun videoya kaydedilen
mesajını dinlemekle yetinmek zorunda kaldı. "Buraya Mandela'yı
görmeye gelmiştik." diyen birçok meslektaşımız bu duruma sinirlendi;
ama yapacak bir şey yoktu.
Yeryüzünde aralıksız süren hak ve özgürlük mücadelesinin yaşayan en
önemli sembol isimlerinden Mandela'yı dünya gözüyle görememek
elbette üzücüydü. Ancak bu durum, onun biz gazetecilere yaptığı
çağrının değerini düşürmüyordu.
Sömürge artığı, baskıcı, zalim ve azgın bir azınlığın bir halka sırf
derisinin rengi yüzünden yaptığı muameleye başkaldıran Mandela'nın
hayatından çıkardığı dersle, biz gazetecilere söyleyecekleri çok
önemliydi. Çünkü biz gazeteciler, haklı ile haksız, güçlü ile güçsüz
arasında süren ezeli kavganın en yakın tanıklarıydık ve bu kavgada
her gün tarafımızı belli etmek durumundaydık.
İşte Mandela'nın, Kongre için 109 ülkeden Cape Town'a gelen 1.600
gazeteciye hitaben yaptığı çağrı tam bu noktaya odaklanıyordu: "En
ciddi meydan okumalarla karşı karşıya olduğumuz küresel bir dönemde
yaşıyoruz. Tek tek ve meslek olarak siz, olayları iyi yönde de, kötü
yönde de etkileme gücüne sahipsiniz. Lütfen, bu gücü iyi yönde
kullanmaya odaklanın. Her zaman hedefiniz hakikat ve özgürlük olsun.
Ben artık yaşlı bir adamım ve artık patronlarım, yolculuklarımı
kararlı biçimde kısıtlıyor. Bu yüzden Cape Town'a gelerek sizinle
buluşamadım. Programın, dünyadaki adalet savaşına yardımcı olmasını
dilerim. Bu yaşlı emekli size şunu da söylemeli: O hâlâ bir gazete
adamıdır. Yanımdakiler beni üzecek haberler içerdiği için bazen
gazeteleri saklamaya çalışsa da nerede olursam olayım, ellerimi
üzerine koyarak bütün gazeteleri okumadan bir gün dahi geçirmem."
Gerçekten de Türkiye'den Amerika'ya, Irak'tan Afrika'ya dünyanın her
yerinde gazetelerin en büyük sorunu bu ahlaki ilkeleri, haberlerin,
manşetlerin ve yorumların yaşayan bir parçası haline getirememek. Bu
yüzden okuyuculara güven verememek. Bu sorun aşılsa, diğer alanlarda
ümit verici gelişmelerin birbirini izlemesi işten bile değildi.
Nitekim Kongre çerçevesinde açıklanan bir rapor, dijital medya
karşısında gazetelerin can çekişmekte olan dinozorlar olmadığını
ortaya koydu. Rapor, dünyadaki toplam gazete tirajlarının 2006'da
yüzde 2,3, son 5 yılda ise yüzde 9,5 oranında arttığını gösteriyor.
Gazetelerin reklamdan elde ettikleri gelirler ise geçen yıl yüzde
3,8, son 5 yılda ise yüzde 15,8 yükselmiş. Bölgeler bazında sadece
Kuzey Amerika'da gazete satışlarının yüzde 1,9 oranında gerilediği
görülüyor. Halbuki Asya'da ve Afrika'da gazete satışlarında büyük
bir patlama yaşanıyor. Güney Afrika'da son 5 yıldaki tiraj artışı
yüzde 43. Dünyada her gün 1,4 milyar insan gazete okuyor.
Kongre'ye sunulan tebliğlerde, gazetelerin internet yüzünden geri
gitmediğini, aksine internetin sunduğu imkanlardan yararlanma
noktasında liderliği de gazetelerin yaptığı ifade ediliyor. Zaten
yayın yönetmenleri ve editörleri buluşturan Dünya Editörler
Forumu'nun bu yılki ana başlığı da 'Dijital Çağda Kaliteli
Gazetecilik'. Bu başlık altındaki oturumlarda, gazetelerin haber
yönetim anlayışından yeni binaların mimarisine, gazetecilerin
dijital çağa uygun şekilde eğitiminden online reklam gelirlerinin
artırılmasına birçok konu ele alınıyor. Birçok ciddi gazetenin, aynı
anda hem yazılı, hem sesli hem de görüntülü platformlar için üretim
yapan bir habercilik anlayışına geçtiği görülüyor.
İlk kez aynı anda bu kadar gazeteciye ev sahipliği yapan Afrika'nın
tabii öncelikli meselesi internetten ziyade baskıcı rejimlerin
kısıtladığı özgürlüklerdi. Son yarım asırda WAN'dan özgürlük ödülü
alan mağdur 10 Afrikalı gazetecinin Cape Town'da buluşması bu açıdan
anlamlıydı. Örneğin bu isimlerden biri olan Kamerunlu Pius Njowe,
yazdıkları yüzünden 126 kez tutuklanmıştı. Afrika medyası üzerine
yazan Frank Barton'ın dediği gibi: "Kıtada siyasi özgürlükler
görününce, basın özgürlüğü kayboldu. Afrika medyasının paradoksu
budur." |