|
Ama ben ilginç biçimde, "Acaba burası çağdaş, modern devlet
geleneğine sahip kocaman bir ülke değil mi?" diye tereddütler
geçiriyorum. Her yurtdışı dönüşümde, tekrara boğulan
tartışmalara tanık olmanın acayipliğini yaşıyorum.
Aynı karmışık duyguları Güney Afrika dönüşü yaşadım. Türkiye'de
birçokların kafasındaki Afrika imajı, anlatacaklarımla mutlaka
ters düşecektir. Öncelikle hemen şunu belirteyim; Afrika bile
kendi imajını düzeltme noktasında önemli mesafeler katetmiş.
Bizdeki laik-antilaik, dinli-dinsiz, mahalle baskısı gibi
birbirimizi ayrıştırmaya yönelik tartışmalara Afrika'dan bile
bakıldığında anlamsız kalıyor, artık.
Biz bu anlamsız tartışmalarla koro tutarken birileri almış başını
gidiyor. Dünyada en anlamsız işler bir bir biterken nedense biz
hep en son fark eden olmayı tercih ediyoruz. Fakirlikle
özdeşleştirdiğimiz Güney Afrika bile siyah-beyaz kavgalarını
bitirmiş; kişi başına düşen milli gelirde 12 bin dolarla
bizlerin çok çok önüne geçmiş. Malaylı, Hintli ve melez çocuklar
birlikte aynı okullarda okuyorlar artık. Irklar yan yana,
karışmadan ancak birbirlerini de rahatsız etmeden yaşamayı
öğrenmiş.
Artık Türkiye nasıl 2005'i Afrika yılı ilan ederek bütün dünyaya
açılmayı politika haline getirdiyse, bu ülkeler de dünya ile
entegre olmak için her türlü yolu deniyor. Şimdi de 2010 Dünya
Kupası'na hazırlanıyorlar. Dünya Kupası ilk defa bir Afrika
ülkesinde yapılacak. Milyonlarca insan Güney Afrika'ya akın
edecek.
Biz nasıl Afrika ile ilgileniyorsak, onlarda bize bigane değil.
Eyalet Başbakanı İbrahim Resul'le konuşmamızda, Türkiye'yi ne
kadar yakın takibe aldıklarına bir kez daha şahit oluyoruz. 27
Nisan sürecinden 22 Temmuz seçimlerine kadar birçok konuyu çok
iyi biliyor. Başbakan, yatırım için Türklerin gelmesini bekliyor.
Burada yatırım yapılacak çok alan bulunuyor. Özellikle
müteahhitlik Türk şirketleri için çok önemli bir pazar konumunda.
Bu noktada yabancı yatırıma müthiş ihtiyaç var. Her türlü inşaat
malzemesi burada satılabilir. Çin yüzünden tekstil işi bitmiş.
Ancak kaliteli üretim alanında boşluk var.
Tabii burada yaşayan Türkler de Türkiye'nin içinde bulunduğu
anlamsız tartışmalara bir mana veremiyor. Onlar bu yüzden belki
ülkeye gelmek istemiyorlar. 20 yıl önce bu şehre gelen Mustafa
Akar, çalışan bir eleman olmaktan kurtulup işadamı olmuş. Şimdi
buradaki Türklerle kenetlenmiş, halı ticaretini daha da
geliştirmeyi planlıyor. Akar, New York, Moskova ve birçok Avrupa
ülkesinde hızlı bir hayat sürmüş. Türk ezgileri çalarken yerinde
duramayan işadamı Cape Town'daki Türk okuluyla tanıştıktan sonra
hayatının değiştiğini söylüyor: "49 yaşında Allah bana yeni bir
hayatla tanıştırdı. Bu şansı kullanmaya çalışıyorum." diyor.
Hepimizin sesiyle yakından tanıdığı Türk sanat müziğinin önemli
ismi Yüksel Uzel de Güney Afrika'da yaşıyor. Artık THY
seferlerinin başladığını, Sezen Aksu ve Türkan Şoray'ın da
buraya gelmesini bekliyor. Uçak biletlerini alıp göndermeyi bile
düşünüyor.
1863 yılında Osmanlı Devleti'nin buraya gönderdiği Ebubekir
Efendi, Güney Afrika'da çok önemli izler bırakmış. Osmanlı'nın
yaptığı en büyük yatırım Ebubekir Efendi olmuş. O dönemde burada
yaşayan Müslümanlara dinlerini öğretmek için Osmanlı Padişahı
Abdülaziz tarafından gönderilmiş.
Şimdi de Türkiye, Türk yatırımcı gönderiyor, Güney Afrika'ya. Bir
an evvel beyaz Türklerin de Afrika'yı gidip görmesinde fayda
var. Belki bu sayede Türkiye'yi ne kadar anlamsız tartışmaların
içine çektiklerini görebilirler.
25 Eylül 2007, Salı |